Notlar

Nefretin Başlıca Sebepleri: ABD’deki Asyalılara Yönelik Saldırıların Arka Planı

Son zamanlarda gündemde çeşitli topluluklara karşı oluşan nefrete dair tartışmalar yer alıyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nde Asyalılara yönelik saldırılar bu konuyu yeniden gündeme getiriyor.

Peki, farklı olana duyulan bu nefretin sebepleri nelerdir?

Çoğunluk Psikolojisi

Kümelenme davranış motifi, küme dışında kalanın yok olacağı düşüncesiyle güçlenir. Olası tehditler kümelenmeyi daha da sıkılaştırır.


Kitle psikolojisi, tarih boyunca çoğunluğa dâhil olmanın hayatta kalma olasılığını artırması üzerinde şekillendiği için, bütün canlılar kümelenme eğilimindedir.

Kümelenme, canlılığın tek hücreli yapıdan çok hücreli yapıya geçmesinden bu yana korunma ve güven için en temel itkilerden birisidir.

Küme içerisinde tekil canlı kendini güvende hisseder. Olası tehlikeler ise kümenin birliğini daha da güçlendirir.

Dış tehlikelerin kümeyi daha fazla yakınlaştırması dolayısıyla her zaman, organizma yapısını korumak isteyen iradeler dış tehlikeleri büyük gösterme, abartma eğilimindedir.

Canlı organizmalarda farklı genetik yapıya sahip bir hücreyi tespit etmek ve ortadan kaldırmak üzerine kurulu savunma mekanizması, “farklı olanları tehdit olarak gören” kümelenmenin ilkel nüvesidir.

II. Dünya Savaşı’nda Nazilerin Yahudileri tehlikeli addetmesi, ulusu konsolide etmek ve insanları belirli bir amaca yöneltmek için gereken birlikteliği güçlendirmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nde bu McCarthycilik döneminde görülebilir.

İşte organik yapı ve kümelenme psikolojisinden ötürü farklı olanlar her zaman “boyalı kuş” olarak işaretlenmiş ve çoğunluk tarafından kafa karıştırıcı olarak görülmüştür.

Amerika Birleşik Devletleri’nde Asyalılara yönelik uyanan şiddetin arkasında yatan sebep de onların başta Çin’de ortaya çıkan koronavirüs salgını gibi çeşitli kötü olayların müsebbibi olarak görülmesidir.

Kümelenme Büyüklüğü Kümenin Hayatta Kalma Olasılığını Artırır


Bunun karşısında sayıca üstünlüğü ele geçirme mücadelesi başlar. Bağırsak florasındaki bakterilerden, vahşi çöllerdeki avcı canlılara kadar bütün canlılar alanlarını büyütmek ve nüfuslarını çoğaltmak isterler.

Topluluklar arasında yaşanan savaşlar da canlıların bölge kavgalarına benzetilebilir.

Bu durum da farklılıklar aleyhine bir tehlikeyi beraberinde getirir.

Boyalı Kuş metaforu Jerry Kozinski’nin aynı isimdeki etkileyici romanının ilham kaynağı olup, güvercinlerin boyanmış bir güvercini düşman belleyip ona saldırmalarını anlatır.

ABD’deki Asyalılar da özellikle koronavirüs salgınından sonra boyalı kuş durumuna düşmüşlerdir.

Farklı Olan Sürekli Gözlemlenir ve Tehlike Olup Olmadığı İzlenir

Amerika Birleşik Devletleri tarihinde Asyalılara duyulan öfke ilk defa değilir. II. Dünya Savaşı sırasında ABD’deki Japon ve Alman asıllı vatandaşlara karşı duyulan güvensizlik, yer yer bu insanların toplanarak çeşitli kamplara sürülmesiyle sonuçlanmıştır.

Farklı olanlar, kümelenmeye sürekli olarak sadakatlerini ispat yükümlülüğü altında bırakılır. Dolayısıyla sürekli bir potansiyel tehdit olarak görülürler.

Sayıca az olmaları onların tehlike durumunu ortadan kaldırmaz, aksine paradoksal bir şekilde, farklı olanlar sayıca fazlalaştıkça duyulan öfke yerini kabullenmeye bırakır. Buna örnek olarak Fransa’ya yerleşen siyahi nüfus gösterilebilir. Günümüz Fransa popüler kültüründe giderek ağırlık kazanmaktadırlar.

Nefret Kültürünün Arka Bahçesi Şiddet Kültürüdür

Farklı olana duyulan nefret, illa ki acı tecrübelere dayanmak zorunda değildir. Geçmişte yaşanan bir çatışma olmasa dahi, birden bire ortaya çıkan farklı bir nüfus tipi büyük bir öfke kaynağı olabilir. Hristiyanlığın ilk yıllarında yayılması karşısında Roma İmparatorluğu’nun duyduğu endişe buna bir örnektir. Hristiyanlar herhangi bir saldırıda bulunmadıkları halde sadece farklı olmaları hasebiyle nefrete ardından şiddete maruz kalmışlardır. İslam’ın ilk ortaya çıktığı yıllarda yaşadıkları da buna benzerdir. Bulunduğu çevrede “farklı bir renk, kültür, din” olarak görülmemiş, derhal düşman kabul edilmiştir. Dolayısıyla farklı olana duyulan nefret, farklı olanın illa ki “kötü bir davranışta bulunmasına” gerek duymaz. Onun “yalnızca farklı olması” buna yeterlidir.

Nefret, farklı olanın sindirilemediği durumda yerini kolaylıkla şiddete bırakabilir. Yeni Zelanda’da yakın zamanda bir camiye yapılan silahlı saldırı da bunun bir örneğidir.

Yeni Zelanda silahlı saldırganı yazdığı bildiride Müslüman nüfusun çoğunluğu ele geçireceği ve Hristiyan nüfusu ortadan kaldıracağı korkusunu ortaya koymuştur. Bu da yukarıda bahsettiğim “farklı olanın sürekli bir tehdit olarak görülmesi” durumuna örnektir. Farklı olan kültürün kodları, inandığı değerler, savunduğu ilkeler önemsizdir. Onun sadece farklı olması yeterlidir.

Yugoslav İç Savaşı’nda yaşananlar, Güney Afrika Apertheid rejimi, Ruanda’da yaşananlar hep bu doğrultuda şekillenmiş ve şiddetlenmiştir.

Farklı Kültür Bir Kötülük Yaptığında Daha Çok Göze Batar

Medya ve haberleştirme algısında, özellikle kümelenme dışında kalmış farklılıkların yaptığı kötü davranışlar olduklarından daha büyük görünme eğilimindedir.

Çoğunluğu elinde bulunduran kümelenmenin bir mensubunun yaptığı bir eylem medyada yer bulmazken, aynı eylemi azınlık kültürdeki bir birey yaptığında kültürü ile birlikte zikredilir.

Buna örnek olarak Amerika Birleşik Devletleri’nde hırsızlık vakalarının haber yapılırken hırsızın siyahi olduğunun özellikle söylenmesine gerek duyulması gösterilebilir. Aynı şekilde herhangi bir silahlı eylemde eylemci eğer Müslüman ise bu muhakkak söylenmekteyken genellikle Hristiyan ve beyaz bir saldırganın yaptığı saldırı bu özellikleri ile birlikte haber edilmez.

Buradan anlaşılmaktadır ki, farklı olanların yaptığı davranışlar daha çok göze batmakta ve farklı olanlar sürekli olarak gözetim altında tutulmaktadır.

Azınlıklar Yönetime Geçtiğinde Aynı Davranışları Gösterme Eğilimindedir


Paradoksal bir şekilde, azınlık durumunda kalmış ve ötekileştirilmiş, ayrımcılığa maruz kalmış toplulukların iktidarı ele geçirdiklerinde kendilerinin de benzer davranışları sergilemesi kümelenmenin ilginç yanlarından birisidir.

Bütün bu durumlarda kümelenmenin kültürel kodlarla, inanç ve değer yargılarıyla alakalı olmadığı, sadece sayıyla ve güçle alakalı olduğu anlaşılmaktadır. Sayısal üstünlüğü veya siyasal gücü elinde bulunduran kümenin diğer kümeleri ötekileştirmesi tarihte sayısız defa yaşanmıştır.

Sonuç

Farklı olana duyulan nefretin kökeni canlılığın ilk yıllarına kadar gitmektedir. Aynı olanların hızla kümeleşme çabası ve çoğunluğa ait olmanın güven vermesi durumu ilkel içgüdülerle ilişkilidir. Çoğunluğa ait olmak organizmanın yaşamda kalma olasılığını artırdığı için azınlık durumda kalmak her zaman stres kaynağı olacaktır.

Canlılar kümelendikten sonraki evrede diğer kümeleri ve küme içindeki farklılıkları elimine etmeyi hedeflerler. Kedilerin hasta olan yavruyu hemen ortadan kaldırmak istemesi, beyaz hücrelerin DNA dizilimi farklı olan hücreyi yemesi gibi kümelenen canlılar da farklı renkte, görünüşte, davranışta olan canlıyı tehdit olarak görür.

Nefretin oluşabilmesi için bir takım travmalar olması gerekmeyebilir. Sadece farklılık bile nefreti tetikleyebilir.

Dolayısıyla Amerika Birleşik Devletleri’nde Asyalılara yönelik yapılan saldırılar bu perspektiften ele alınmalıdır.

“Nefretin Başlıca Sebepleri: ABD’deki Asyalılara Yönelik Saldırıların Arka Planı” üzerine bir yorum

  1. Müşfik dedi ki:

    Şahane.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir