Kitap Yorumları

Antoine de Saint-Exupéry – Yel, Kum ve Yıldızlar Kitap Yorumu

Kitap okuyorsam, beş bin yılın hikayesini; bir ömürde dinlemek, anlamak içindir.

Öyleyse şimdi sıra geldi “Yel, Kum ve Yıldızlar” kitabına. 2013 yılında ben de; hemen herkes gibi, Küçük Prens kitabıyla tanıştığım Antoine de Saint-Exupery‘nin trajik yaşam öyküsünü de bilahare okuduktan sonra bu kitabı da okumaya karar kılmıştım.

Kitabın beni oldukça etkilediğini söyleyebilirim. Jack London‘ın Yabanın Çağrısı‘nda bahsettiği “Çağrı”yı yüreğinden işitip (yazar kitabında buna iççağrı demiş) kendini çöle, kuma ve uçsuz bucaksız yıldızlara atan yazarın; seyredip hissettiklerini okuyoruz bu kitapta.

“Sahra’m, Sahra’m benim, işte yün eğiren bir kadın, bir baştan bir başa büyüleyivermiş seni! (s.58)

Çölde, kumda ve yıldızlarda; bir Fransız’ı Fransızlıktan, bir Bedeviyi Bedevilikten, Mağribiyi Mağripten; Meşrıkıyı Meşrıktan ayıran ve insanı yalnızca insan haline getiren şeyleri görmüş, anlamış ve anlatmış yazar. Susuzlukta, yalnızlıkta, açlıkta, merakta ve hürriyette bir olan şeyi; insançocuğunun ortak yazgısını.

Ve düş kurmayı da;
“Düşlerim bu kumullardan, bu aydan, bu varlıklardan daha gerçek.” (s.57)

Mesleği pilotluk olan yazarımız için, dünya bir bahçedir aynı zamanda; çocukluğunda dizini kanattığı bahçenin belki biraz daha büyükçesi!

“Bahçenin öbür ucundan değil, dünyanın öbür ucundan dönüyordum, yalnızlıkların yakıcı kokusunu, kum yellerinin anaforunu, tropiklerin göz kamaştıran aylarını da kendimle birlikte getiriyordum!” (s.57)

Mağribinin fukaralığındaki sadelik ve estetikte olduğu kadar (aklıma Marakeş’te Sesler kitabını getirir bu noktada); çölün, kumun ve yıldızların manzarası da pek müthiştir.

“Ama en güzeli, burada gezegenin yuvarlak sırtı üzerinde, bu mıknatıslı örtüyle bu yıldızlar arasında, bu yağmuru bir ayna gibi yansıtabilecek bir insan bilincinin durmasıydı. Bir maden kitlesi üzerinde bir düş mucizesidir. Benim anımsadığım bir düş…” (s.54)

Yıldızların arasında uçan bir gemide, yazar yerkürenin o sonsuz küçüklüğündeki güzelliği de görmektedir kitabında; hani Nazım da şöyle anlatmıştı:

yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.” 
(Nazım Hikmet Ran, Yaşamaya Dair)

Bu manzarayı, bu büyülü güzelliği göremeyen, göremeyecek hale gelmiş; artık kabuk bağlamış ruhlara da sitem etmeyi unutmaz:

“Sen, emektar memur, yanı başımdaki arkadaşım, hiçbir şey bu hapishaneden firar etmeni sağlamadı, ve bu durumdan sen sorumlu değilsin. Tıpkı termitler gibi, ışığa açılan her deliği betonla kapatarak kurdun rahatlığını. Burjuva güvenliğinin, gündelik işlerinin, taşra yaşayışının kuralları içinde bir bilye gibi yuvarlandın, yeller, gelgitler, yıldızlar karşısında bu alçakgönüllü suru yükselttin. […] Başıboş bir gezegenin yerlisi değilsin sen, yanıtı olmayan sorular sormazsın hiç kendi kendine: […] İş işten geçmeden önce seni omuzlarından kavrayacak hiç kimse çıkmadı. Şimdi, seni oluşturan balçık kuruyup sertleşti, benliğinde uyuyan müzisyeni ya da ozanı, ya da belki bir zamanlar benliğinde yaşamış olan gökbilimciyi kimse uyandıramaz artık. (s.18)

Savaşı, kanı ve gözyaşını görmüş yazarı; bütün bunca ölüm arasında en çok üzen şeyin insanda yok olan Pascal’ı, Voltaire’i, Mozart‘ı, Beethoven‘ı görüşü, seyredişi olduğunu anladım. Bence yazar, kitabın insançocuğuna tavsiyeler niteliğindeki son bölümünde bu üzüntüsünü dile getirmiş;

Burada durmamacasına yeniden açılan yara olarak bahsettiği, Prometheus’un da hikayesinde özetlenen; insançocuğunun ekin başakları gibi hep yükselip hep çöken başı; trajedisidir. Belki de Prometheus’un hikayesinde de özetlenen buydu.
Ve dahi, yazarın uğruna döktüğü gözyaşı, tıpkı; kitabı okuyanlar bilir, çöldeki sahnede “kendime mi ağlıyorum sanıyorsun?” sorusunda olduğu gibi; insançocuğunun hikayesinedir belki.

Bu, varlık içindeki yoksunluk.

“İyi hazırlanmış bir şenlik ortasında duyulan coşkuyu tadıyorduk. Oysa alabildiğine yoksulduk. Yel, kum, bir de yıldızlar. (s.32)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir