Kitap Yorumları

Özlem Güzelharcan – Naylon Sözler Kitap Yorumu

edebiyat
esir eden, esir alan
parçalayan, tamamlayan, dolduran ve boşaltan
edebiyat”
 
(s.21)

Kitabın girişinde “in principio erat verbum” yani “iptida kelam vardı” alıntısı yer alıyor.

Şairin ilk kitabı olan Naylon Sözler, kısa bir zaman önce kapak tasarımı ile de dikkat çeken bir kitap olarak; Kafekültür Yayıncılık baskısıyla raflarda yerini aldı. Şair ve müzisyen Patti Smith‘ten bir alıntı ve ithaf ile başlayan kitabın ilk sayfasına bir not defteri sayfasının fotoğrafının negatifi yerleştirilmiş. Bu negatifte geçen “yazarları öldüren nehirler” sayfa 8. deki şiirin konusuna girdiğinden bu not defteri sayfası, anlaşılan şiirlerin taslak çalışmalarına ait.
Hemen ardından “in principio erat verbum” alıntısıyla şiirler başlıyor. Bu alıntının anlamı verilmemişse de sıkı kitap okurlarının bildiği gibi bu cümle İncil’in ilk sözü olan “İptida kelam vardı” anlamına geliyor.

Kitabın ilk şiiri olan Katil Nehirler, oldukça başarılı bir hayal gücünün az sözle dizeye dökülmüş hali. Duru anlatımı ve serbest tarzıyla dikkat çeken şiirde şairlere, yazarlara mezar olmuş nehirlerden bahsederken zamanın ötesine uzanan hayaletlerin havada bıraktıkları o buruk hissi de yansıtabilmiş okura. Eksiklik hissidir ki Mezopotamya’nın bütün kara balıklarının sırtına Samad Behrangi’nin yokluğunun ağırlıksız ağırlığını yüklemiştir.
Şairin Kalburüstü başlıklı şiirinde ise havada bir lahza olan varoluşumuzu şair şöyle özetlemiş:

“arada biz görünüp kayboluyoruz” (s.9)

Şairin “Çapraz Yolun Ortasında Dikilmiş Duran Küçük Bir Kamlumbağa Gibisin” başlıklı şiirinde; dikkat çekici birkaç detayı not almışım. Şiirin başlığında her ne kadar bir kaplumbağanın nasıl dikilip durduğu imgesi kafayı biraz karıştırıyor olsa da “dikilip durmak” aslında Anadolu’da amaçsızca durmak anlamında da kullanıldığından bu detayı atlıyorum. Burada yazdığım yorumları az çok okuyanlar şiirlerde markalardan, gündelik hayatın geçici mevzularından, parasal konulardan vb. bahsedilmesinden hoşlanmadığımı bilir. Bu nedenle şairin bırakıp gideceğim ayakkabılarımı/bu kadar para vermemiş olsam” (s.12) şeklindeki iki dizesi şiirin genel ahengini bozarak bizi hayal dünyasından çıkarsa da şiir sonra ritmini tekrar yakalıyor ve;
“Demek istiyorum ki
Değişmeyen hiçbir şey kalmadı artık günlerimizde

Kendi hızına bile yetişemiyor
saatçinin en pahalı saati”
 
(s.13)

Dizeleriyle bana Nâzım Hikmet‘in zamanla yaptığı yolculuk olan;
“vakıtları yakalamak istiyorum
parmaklarımda kalıyor altın tozları hızlarının”
 (Nazım Hikmet, Bütün Şiirleri, YKY, s.1753)

dizelerini hatırlattı. Zamanın hızına yetişmek ne mümkün!
Sanrı şiirinde geçen;

“İçimde bir miktar tanrı var
Kendimi şair sanıyorum”
 
(s.14)

Gustave Moreau 1891 tarihli Musee tablosu. İlham tanrıçası, Hesiod’a sarılıyor. Görsel kaynağı: wikimedia commons.

Kastedilen tanrı belki de şiir tanrıçası Muse olabilir mi? Gustave Moreau’nun 1891 tarihli tablosunu hatırlarsınız; Yunan şiirinin usta kalemlerinden Hesiod’a sarılırken tasvir edilir “Muse”. Şiir, belki de bir büyülü dokunuştur. Belki de insanın ruhunun biçim değiştirmesidir. Belki de şairlik, Cahit Koytak’ın tasvirinde, nehrin kenarına sürüklenen ve bütün nehri izlemeye mahkum edilen balığın trajedisidir.

“Aramızda eskimiş yüzler var
Aramızda önceki yüzyılın hayaletleri”
 
(s.18)

Zamanın ötesinden bugüne gelmiş, belki zamanın dokusuna bir ilmik gibi işlenmiş bu geçmiş zaman düşleri şairin şiirinde de kendine bir yansıma bulmuş. Bu duyguyu siz de yaşamaz mısınız? Mesela bir avuç toprağı avucunuza aldığınızda, yüzyıllar öncesinden başka insanların tozlarını tuttuğunuzu düşünmez misiniz avuçlarınızın içinde? Belki Asurlu bir genç kadının düşlerini, belki bir Yunan çocuğun oyuncaklarının tozlarını? Aramızdalar onlar belki de hala, eskimişler veya gayet de güzel; sadece göremiyoruz onları belki?

Şairin Çanakkale Savaşında İngilizlerin zorlamasıyla getirilen ve hayatını kaybeden Anzak askerleri ile ilgili olarak yazdığı şiirde Anzakların unutuluşundan bahsediyor bahsetmesine ama toprak unutmaz. Mustafa Kemal Atatürk’ün 1934 yılında onlar ile ilgili olarak söylediği: “onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra artık bizim çocuklarımız olmuşlardır”. sözler geldi aklıma. Onlar artık bu topraklarda, bu toprakların çocuklarıdır. Şairin de işaret ettiği gibi, “deniz kokusuyla” uyumaktadırlar.

Kitaba ismini veren “Naylon Sözler” başlıklı şair, şairin çok fazla ışık olduğuna yönelik bir dizesiyle başlıyor. Bu dize aklıma Johann Wolfgang von Goethe’nin son sözü olan;“licht mehr licht” sözünü getirdi. “Biraz daha ışık” anlamına gelen bu sözler şaire de ilham vermiş olabilir. Fakat Goethe’nin aksine şair bilakis “biraz daha karanlık” arzusu ile yazmış bu şiiri. Naylon Sözler ile kast ettiğinin ne olduğunu düşündüm biraz. Edebiyattan bahseden şair, aslında biraz marazi bir şeyden bahseder gibi. Naylon, bildiğimiz gibi sentetiktir. Özünü doğadan ve doğal hidrokarbondan alır ki bunlar binyıllar öncesinin yaşayan canlılarıdır; sonunda artık her biçimi alan, insan tarafından şekillendirilen sentetik bir objeye dönmüştür. Ne kadar ironik! Şair geçmiş yüzyılların hayaletlerinden bahsederken bunu düşünmüş müdür acaba? Edebiyattaki imgeler de belki böyle, acaba şair naylon sözlerden bahsederken edebiyat için yarattığımız bu sentetik dünyanın bizi acıttığını mı anlatmak istedi?

“imgeler beni kanatıyor
cenazem kalkıyor gözlerimin önünden”
 
(s.20)

Kişi kendi ölümünü imgelerle yaratıp görebilir. Hiç görmemeyi, hiç bilmemeyi, hiç düşünmemeyi; yani o kesif karanlığı mı dilerdi şair? “cehalet mutluluktur” diyen Thomas Gray gibi! Evet bence öyle çünkü diyor ki

“Edebiyat
en büyük erdemidir kendine zulmedenlerin”
 
(s.21)

25. sayfada bir baskı hatası gözüme çarptı. “syollar boyunca” (s.25) kitabı kemale erdirmek adına, bir sonraki baskıda düzeltilmeli.

Kitabın genel olarak zamandan, edebiyatın işlevinden ve şairin yalnızlığından bahseden şiirler ağırlıklı olan birinci bölümü bitiyor ve yeni bölüm yine bir latince alıntı olan “verbum erat apud deum” ile devam ediyor. İncil’in ilk sözü ”iptida kelam vardı”’nın da devamı olan bu söz ”kelam tanrı ile birlikteydi” anlıma gelen ayetin de devamı. Bu bölümün ilk şiiri “Ambulans” sözcüğünün aynada görünen yansıması olan “Snalubma” başlıklı ve başlığında adeta kendini özetliyor; yaşamın bir doktorun gözündeki yansıması denebilecek bu şiirde adeta ölüm ve yaşam birbirinin yansımaları olarak buluşmuşlar.
Tut Elimi Mavi başlıklı bir sonraki şiir;

“Tut elimi Mavi
yalnızlığımı tut
yoksa yarım kalacak bu öykü”
 
(s.31)
dizeleriyle aklıma Attilâ İlhan’ın şu dizelerini getirdi:

“elimden tut yoksa düşeceğim
yoksa bir bir yıldızlar düşecek
eğer şairsem beni tanırsan
yağmurdan korktuğumu bilirsen
gözlerim aklına gelirse
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni”
 (Attila İlhan, Yağmur Kaçağı)

Bu şiirde Mavi kelimelerini büyük harfle başlatan şairin bu şekilde bir sıfatı özel isme dönüştürdüğü göz önünde bulundurulduğunda; Mavi bir gerçek kişiyi kast ediyor belli ki.

Harita başlıklı şiirinde;
“Köprülerden geçiyorsun
sağın solun ıslak”
 
(s.34)

Burda birkaç farklı edebiyat sanatını kullanan şairin köprüden geçen kişinin ıslaklığını değil; köprünün sağı ve solunun ırmak olmasından mütevellit uzamsız bir geçişin metaforik anlatımını tercih ettiğini düşünüyorum. Oysa köprüden geçerken ıslak olan oydu; Cemal Süreya şiirindeki;

“Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik

Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya”
 (Cemal Süreya, Sevda Sözleri, YKY, S.17)

Şairin “Bütün Yollar Golgotha’ya Çıkar” başlıklı şiirinde, biliyorsunuz Golgotha İsa Peygamberin çarmıha gerildiği tepenin adıdır; İsa Peygamberden bahseden şiir;

“Başımda
dikenli telden
bir şapka”
 
(s.38)

diyerek İsa Peygambere işkence maksadıyla giydirilen dikenli tacı bir şapkaya benzetmiş. İncil alıntılarıyla başlayan kitaba İsa Peygamber ve Hristiyan mitolojisinin oldukça esin verdiği açık.
41. Sayfadaki Fotoğraf başlıklı şiirde olduğu gibi gündelik hayatın gündelik meselelerine de değinen şair, bunları duru ve akıcı bir anlatımla şiirleştirmiş. Bunu yaparken abartılı söz sanatlarına ve yabancı veya ağdalı kelimelere başvurmamış.
Genellikle gündelik hayatın meselelerine ilaveten ontolojik bazı sorulara yanıt arayan özlü şiirlerden oluşan bölüm; İncil’den bir başka alıntıyla sonlanarak yeni bir bölümün kapısını açmış:
“et deus erat verbum” (ve, Tanrı; kelamdı) anlamına gelen bu söz kitabın üçüncü ve son bölümünün kapısını açan anahtar. Bu bölümdeki şiirler biraz daha kısa yazılmış Haiku’yu andıran bir tarzda olan bu şiirlerde kafiye veya söz sanatları tercih edilmemiş. Biraz daha deneysel görünen ve ilk ve ikinci bölümlere nispeten çatıları daha zayıf olan bu şiirlerin anahtar kelimesi Kan. Şiirlerde ölüm, yaşama duyulan memnuniyetsizlik, yalnızlık ve çöl arka planı oluştururken insanların yüzeyselliği ve maskeleri de şairin eleştirdiği bir detay olmuş.

“şehir yüzlü insanlar
maskeli mutluluklarıyla
geceyi aydınlattılar.”
 
(s.58)

Kitap en sonunda yer alan sürpriz ile; iki sayfa daha şiir taslağı ile bitiyor. Bu sıcak kitap, sığınağımda hep duracak!

Gezgin bir ruhun şiirde kendine yeni bir yuva bulması olarak nitelendirebileceğim; yeteneğe sahip olduğuna inandığım şairle Atlantis’ten Konstantinopolis’e; Arnavut kaldırımlarıyla süslü yollardan sivri taşlarla çıkılan Golgotha’ya; Aras Nehrinin ardından hüzünlü Mezopotamya’ya ve fakir Afrika’ya BeethovenJeff Buckley ve Patti Smith dinleyerek, üzerimizden Hazerfan Ahmet Çelebi’nin gölgesi geçerken; Michalengelo’nun düş dünyasının kapısını çalıp; Milan Kundera, Pablo NerudaSamad Behrangi, Cemal SüreyaVirginia WoolfConstantinos P. Cavafis, ve Arthur Rimbaud gibi isimleri ziyaret edip onların birer çayını ve şiirini içip; bir durakta bir süre Godot’yu bekledikten sonra şu soruyu sormak kendimize;
Bunca dereden geçip, bunca maceradan sonra hala kendimiz olabilecek miyiz?
Kendimiz kalabilecek miyiz?

“tanrım
sen
bana
kendim
kalmayı
öğret

amin”
 
(s.76)

M. Baran
04.10.2017
Mersin

“Özlem Güzelharcan – Naylon Sözler Kitap Yorumu” üzerine bir yorum

  1. Martı dedi ki:

    Bu şahane inceleme için yeniden teşekkürler💖

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir